Makaleler

Published on Ekim 20th, 2023

0

30 yıl önce, kampüsten alınıp cezaevine atılan, Seyit Oktay’tan mektup var | Gül Güzel


Siyasi tutuklananlara uygulanan vahşet içeren yaklaşım benzerliklerini çoğumuz dinledik, izledik, okuduk, yaşadık, şahit olduk. Cezaevlerinde rehin tutulan bu insanların tek suçu aynı ırktan veya inançtan olmayıp, mevcut sistemle bağdaşmamak!…30 yıldan beri Zindanlarda tutulan ve tutuklandığında üniversite öğrencisi olan Seyit Oktay gibi…

Bir ömrün en güzel ve yaşanılası yıllarını içerde geçiren ve benim tabirimle kelebekleşememiş, kozasında kalmış bu tırtılların çilesini anlamamıza katkı sunan bu tür mektupları yazanları kutluyorum. Belki de hayatın, özgürlüğün ne kadar kıymetli ve de değerli olduğunu da bu vesileyle bize hatırlatacak mektup formatındaki yazılar. Bu sefer, 30 yıllık ömrünü Cezaevlerinde geçirmek zorunda bırakılan yazar Seyit Oktay’ın, Eylül 2023’te yazdığı mektunu siz okurlarımıza sunmak istiyorum. Ancak, mektup oldukça uzun olduğu için bazı kısımları kesmek zorunda kaldım. Hem Seyit arkadaştan hem de siz okurlarımızdan bu anlamda özür dilerim.

Sevgili kardeşim Gül,

Uzun zaman oldu değil mi? sanırım ben de bir özürle başlamak durumundayım. Kusuruma bakma, daha erken yanıtlamam lazımdı; anlamlı, zengin içerikli mektubunu. Ama ben de senin gibi bazı sağlık sorunlarımdan dolayı bir süre zorlandım. Benim de bel ve boyun fıttığı rahatsızlıklarım var. Bunlar bazen zorlayınca, yazı yazmak da eziyete dönüşüyor, üstelik cevap bekleyen mektuplar, yapmam ve yazmam gereken yeni kitap çalışmam, yeni çıkan kitabım ‘’KAYIP MASAL’’ ile ilgili dışarıya yazacaklarım, bir kaç röportaj ve derken aradan altı ay geçmiş. Umarım beni mazur görürsün. Fotoğraf, çizim, şiir ve hayatından kesitler sunduğun mektubun çok değerliydi. Teşekkür ederim.

Acılara dayanabilme gücünü kalbimizdeki sevgiden ve dayanışmanın getirdiği kuvvetten alıyoruz. Aradan geçen zaman diliminde çok şeyler yaşandı. Biz içerden, siz dışardan çok tanık olduk olaylara. Ne yazık ki, dünyanın gidişatı, tıpkı memleketin gidişatı gibi pek parlak görünmüyor. İlginç biçimde insanlar yeniliğe, değişime ve eziyete uğramaya karşı pek bir direnç göstermiyorlar. Aksine daha fazla kötülük hakim olsun diye çanak tutanlar revaçta. Elbette kalbinde mücadele ışığı ve haksızlıklara karşı çıkma cesareti olan iyimserler de yoğunlukta ama yetmiyor. Evet insan zekasının kendini kandırmaya veya birtür aldatılmaya karşı zaafı olduğunu çok önceden biliyorum ama bu kadar göz göre göre kandırılmaya ve aldatılmaya teşre olmayı bir türlü anlamıyorum. Ucuz milliyetçi hamasetlere bu kadar tav olmak normal değil bence. Zihinsel zehirlenmenin ve yüreğin solmasının bir işareti olarak görüyor, düşünüyorum. Kötülük bu kadar kolay kazanmamalı. Ama oluyor işte. O yüzden geçip giden zaman içinde bu yaşamlar çok üzücü sonuçlar doğurdu.

Yakın zamanda yeni bir kitabım daha çıkacak, eğer bir sorun, sıkıntı yaşamazsa, Eylül – Ekim arası. Ceylan yayınlarından. ‘Mitaniler’ adında tarihi bir roman çıkacak. Keşke onu da temin edip okuyabilsen. Neyse önemli olan sağlığın. Yine de bu arada tarihi roman setimin üçlememin son cildi olan Mervaniler’i de bitirdim. Böylece Medler, Mitaniler ve Mervaniler üçlemem tamamlandı. Zor ve uğraştırıcıydı ama verdiğim zamana değdi.

Ben de artık hapisliğimin, 30 yıllık zindan yaşantımın sonuna doğru geliyorum. Bu Aralık ayının 8’inde 30 yılım, yıllarım doluyor, bitiyor. Eskiden gönül rahatlığıyla bitiyor, çıkıyoruz diyebiliyorduk. Ancak yeni bir uygulama ile onu da diyemiyoruz. Bazı arkadaşların cezası bitmesine rağmen bırakmıyorlar. Üç ay, altı ay uzatabiliyorlar. Normalde hiç bir kanuna uymuyor ama son yıllarda kanun, nizam, yasa takan mı var? Velhasıl ben yine de kendimi otuz yıl bitiminde çıkacak gibi hayal ediyorum. Çıkmasak da yapacak birşey yok, onu da yatarız.

Tuhaf duygular ve düşünceler içindeyim. 30 yılın ardından yeniden döneceğimiz toplumda kimbilir nelerle karşılaşacağız? Genç bir üniversite öğrencisiyken kampüsten alınıp hapishane avlusuna atılışımın üzerinden 30 yıl geçti. Dile kolay. Yaşanan onca yılı, onca duyguyu kelimelere dökmek imkansız. Ama özgürlüğün tadını, rengini ve lezzetini özlediğimi biliyorum. Şu an kapıların, duvarların, kilitlerin, tel örgü ve sürgülerin ardında koca bir dünya var. 30 yıl boyunca o dünyayı içimde, kalbimde, zihnimde, hayalimde ve umudumda diri tutmaya çalıştım. Ama biliyorum, şaşıracağım tuhaf gelecek farklı olacak ve bazen güçlük çekeceğim. Olsun, özgürlük aşkına onlara da katlanmaya değer.

Bazen, bazı insanlar mektup, kart yazınca dışarının kötülüğünü, berbatlığını vurgulamak için, belki de iyi niyetlice, işte çıkınca gördükleriniz karşısında keşke çıkmasaydık diyeceksin! Diye yazıyorlar ve ben bu satırları hüzünle, kızgınlıkla ve üzülerek okuyorum. Zindan cehennemini 30 yıl boyunca yaşayan birine söylenecek söz mü bu Allah aşkına? ‘’çıkma, içerisi daha iyi’’… hayatı boyunca birgün dahi içeri cehennemini yaşamamış olana bu cümle bir hayli kolay; gel de bir de yatana sor. Oysa dışarının en berbat hali içerdekinin en güzel halinden sonsuz kere daha iyidir değil mi Gül kardeşim? Sen de yaşadın, biliyorsun. İçeride niye kalalım? Yazık, hayatı anlamayanlar hayata dair hep kolay cümleler sarfediyor, kuruyor… Neyse, nede olsa herkese nasip ve kısmet olmuyor otuz yıl yatmak😊)

8 Mart kadınlar için yazdığın şiir anlamlıydı. Cennet Anam’da annem benim için çok değerliydi. Teşekkür ederim. O benim Güzel Meleğimdi ve ne yazık ki ona da doyamadım. Bu hayatta güzel olan hiç bir insana doyamadım. Hep erkenden terk edip gittiler beni. Oysa ben onları kendi gökyüzümün, gecemin en parlak yıldızları olarak ömrüm boyunca saklamak, öpmek, koklamak isterdim şu kainatta. Ana kokusu gibisi var mı? Bak yine beni duygusal sulara sürükledin. Hiç bir çocuk anasız-babasız büyümemeli, büyümesin. Her yetimin ağıdı her öksüzün matemi bir cehennemdir. O çocuklar ki, hiç büyümezler, hep o yalnızlık anaformda çırpınıp dururlar. O çocuklar ki, hayatları bir hüzün zehiri gibidir, kalpleri o çocukların hep gizli gözyaşı dökerler. Her kim ki bir yetimi, bir öksüzü sevindirirse bilsin ki o cennetliktir.

Alman arkadaşın, kitabın ve çabalarınla ilgili yazdıkları doğru ve yerinde. Evet, maalesef kendi toplumumuz ve insanımız tarafından fazla takdir edilmesek de, insanlık için düşünenler yaşadıklarımızın farkında. Bazen diyorum başka bir halkın çocukları olsaydık ve otuz yıl yatsaydık, çıkınca evliyalar gibi, peygamberler gibi karşılanırdık. Senin gibi canlar, dostlar en azından bunu diri tutmaya çalışıyor bir de kadın yoldaşlar var ki, her biri kutsal bir yolcu gibi ele alınması lazım. Ama nerdeee? Bu da benim halkımıza, topluma, insanlığa sitemim olsun😊)

Doğduğum Van’ı özledim. İnşallah üç ay sonra bırakılırsam, doya doya gezeceğim. Anamın, çocukluğumun, sevgimin, büyümelerimin topraklarını. Özledim herşeyi ama Van’ı da ayrı özledim. Bu mektubu tahliye olan Cahit arkadaşım sana yollayacak. Sürpriz olsun istedim. Selam, sevgi ve duygularımı yolluyorum. Kendine iyi bak. Umarım çıkınca görüşürüz, sohbet ederiz. Kal sağlıcakla. Herşey gönlünce olsun Gül Güzel kardeşim. Hayat sana en güzelini versin. Sağlığını ihmal etme.

Seyit OKTAY, T-Tipi C.İ.K, B-32, Tokat,             Eylül 2023


Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 20.10.2023

Tags: , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑